Untitled


   
 
  Ozan Nuri Aksakal

GÜNEŞ YÜKLÜ GÜNDÜZLERİ ÖZLEYEN İNSAN



Rasim Yılmaz /08 haber.com
Söyleşi No:30
23Nisan 2009
NURİ AKSAKAL, 1945’te Ardanuç’un Aşağıırmaklar köyünde doğdu. İlkokulu 1956’da köyünde okudu..1959 Şavşat Ortaokulu’nu bitirdi. Orada Fakir Baykurt’un öğrencisi oldu. İlk yazı yazmaya orada başladı. Trabzon Erkek İlköğretmen Okulu’na yatılı öğrenci olarak kaydoldu. 1963’Te İlkokul öğretmeni olarak Samsun Vezirköprü’nün Türkmen Köyüne atandı. İki yıl Tonya Karşular Mahallesinde görev yaptı. 1967’de Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümüne girdi. 1970’ten sonra Murgul-Damar Ortaokulu, Artvin Öğretmen Lisesi, Artvin İmam Hatip Lisesi, Ağrı Taşlıçay Lisesi, Artvin Gazi İlköğretim Okulu, Ardeşen İlköğretim Okulu, Rize Hasan Sağlam İlköğretim Okulu, Ankara Sincan İmam Hatip Lisesi, Dikmen Endüstri Meslek Lisesi ve Ankara 50. Yıl Lisesi’nde Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı. 1993’te Milli Eğitim Bakanlığındaki öğretmenlik görevinden ayrıldı.. Anadolu Üniversitesinde Lisansını tamamladı. Özel dershanelerde öğretmenliğe devam etti. Milli Eğitim Bakanlığı için Türk Dili ve Edebiyatı ders kitapları hazırladı. Damar Edebiyat dergisinde deneme türünde şiir eleştiri yazıları yazdı. Yazı hayatına 1961’de başlayan Aksakal, Trabzon’da yayımlanan Hizmet, Hakimiyet ve Son Haber gazetelerinde güncel konuları içeren deneme türünde yazılar yazdı. Yazı ve şiirleri Kıyı, Damar, Varlık, Anadolu Ekini, Bizim Atabarı ve Şavşat gibi dergilerde yayımlandı. 2007’de Artvin Valiliğinin düzenlediği “Geçmişten Geleceğe Artvin” adlı yarışmada, anı dalında “Efkâr Tepesi Deyince” adlı yazısıyla ikincilik ödülü aldı.
Evli ve üç çocuk babasıdır. Kızı Neşe Duman (Aksakal) ile oğlu Önder Devrim Aksakal, dil ve edebiyat eğitimi üzerine yazılar yazmaktadır.
Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Ankara Artvin Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyesidir.
Sayın Aksakal’a siz 08 Haber okuyucuları için sordum.
-Sayın Aksakal, sizinle yapacak olduğumuz görüşmeyi farklı bir yöntemle ele almak istiyorum. Anılara dayanarak, çocukluğunuzdan bu yana gelmeyi düşündüm. Çünkü her yazar, özellikle öykü ve romanda anlatacağı olaylar kurgusuna mutlaka çocukluk anılarını katar. Onlarda çocukluk yaşantısından izler buluruz. Biraz çocukluğunuzdan söz eder misiniz?
-Ben, 2. Dünya Savaşı’nın bittiği yıllarda doğmuşum. 52 milyon insanın can verdiği, 34 milyon insanın sakat, binlerce çocuğun yetim ve öksüz kaldığı yıllar. Saat 8.15’te 45 saniye içerisinde Hiroşima’da ölen insanlar… O yılların yoksulluğu içinde geçmiş çocukluğum. İlkokula 6 yaşımda başladığımı anımsıyorum. Oradan Ahmet Üstündağ adlı öğretmenime mektup yazıp, küçük olduğum için sınıfta bırakılmamı istemiş. Oysaki ben okuma yazmaya erken başlamıştım. Sınıfta kaldığıma çok üzülmüş, birkaç gün ineklerin peşinde çobanlık yaparken ağlayıp durmuştum. Bu durum beni okumaya daha çok hırslandırdı. Nerede yazılı bir şey bulsam onu okumaya çalışır, kendi kendime yorumlar yapardım. Babam celepçilik yaptığı için ara sıra İstanbul’a giderdi. Bana kitap getirirdi. Hz. Ali Cenkleri, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi halk hikâyeleri… Bir de Saatli Maarif Takvimi. Bunlardaki olayları kurgular, o şiirler gibi yazmak isterdim. Saatli Maarif Takvimi’nden ise manileri ezberler, geçmişte olanları izlerdim.
Köyümüzde Ömer Ersoy adlı bir amca vardı. Askerde yazıcı imiş. Terhis olunca köye bolca kitap getirmiş. Uzun kış gecelerinde pelit odunuyla ısınan babamın terzi dükkânında kitapları okurdu, köylüler de dinlerdi. O yorulduğu zaman ben devam ederdim. Öğretmen Okulunda okuduğum kitaplardan birçoğunu o zaman okumuştum. Çalıkuşu, Dağları Bekleyen Kız, Erikler Çiçek Açtı, Hıçkırık gibi kitaplar o dönemde okuduğum kitaplardı.
Sonraları köyümüzde Cilavuz’da okumuş öğretmenlerin sayısı çoktu. Bunların içinde en çok yararlandığım Rasim Bakırcıoğlu idi. Yazın çobanlık yaparken, ondan aldığım kitapları bir solukta okurdum. Köy yaşantısını anlatan bu kitaplar, beni çok etkiledi. Bu kitaplar: Traktör, Çarığımı Yitirdiğim Tarla (Talip Apaydın), Bereketli Topraklar üzerinde (Orhan Kemal), İnce Memet (Yaşar Kemal) ve Bizim Köy (Mahmut Makal) …
-Ortaokulu Şavşat’ta okuduğunuzu söylüyorsunuz. Ardanuçlu olmanıza rağmen Şavşat’ta ne geziyorsunuz? Orada sizi neler etkiledi?
-Bir ay kadar Murgul’da okudum. Oradan ayrılarak Şavşat’a gittim. Elmalı Köyünde Ayşe Teyzem vardı. İyi ki oraya gitmişim. Gitmeseydim, Fakir Baykurt’un öğrencisi nasıl olurdum?
- Fakir Baykurt’u biraz anlatır mısınız?
-Fakir Baykurt çok değişik bir eğitimci idi. Ders anlatışı, disiplini, eğitime ve okumaya verdiği değer bambaşkaydı. Bize Varlık ve Yeditepe’nin yayımladığı kitapları getirtti. Okulda gazete çıkarttı. Toplumsal konulara eğilişimizi o yönlendirdi. Sınıfın penceresinden, Yavuz Köyü’nden gelen yola bakar, düşüncelere dalardı. O yoldan kızaklarla, öküz arabalarıyla hasta insanlar geçerdi. Onlara bakar, notlar alırdı. Bir seferinde hepimizi pencerenin önüne topladı. “Yoldan geçenleri nasıl anlatırsınız” diye bir ev ödevi verdi. Arkadaşlarımızın çoğu görülenlerin salt dış yönünü anlatmıştı. Giydikleri elbiseler, yaşları filan. O bize “Bu insanların içsel evrenini anlatmalısınız.” demişti. ”İyi düşünün; kentlerdeki insanlarla bunların yaşantısını düşünün. Aradaki farkı iyice kavrayın.” derdi. Disiplinli yaşamayı çok severdi. Bir ödev vermişti bize. Ödevi istediği gün getirmemiştik. Bizlerin numarasını aldı, öğretmenler odasına geçerek ödevi getirmeyenlere tembih cezası yazdı. Bu nedenle 3. sınıfın son döneminde iftihar listesine geçemedim.
-Trabzon Erkek İlköğretmen Okulu’nda iken sizi çok ilgilendiren bir anınızı anlatır mısınız?
- Trabzon Erkek İlköğretmen Okulu’nda kitaplık kolu başkanıydım. Gezip tozacak yerimiz olmadığı için işimiz gücümüz kütüphanede kitap okumaktı. İyi bir kütüphaneydi orası. 1927‘den sonra yayınlanmış kitap ve dergilerin çoğu ordaydı. Orada kapalı bir oda vardı. Bir gün kitaplık memurunun orayı açtığını gördüm. Anahtarı üzerinde bırakmıştı. O anahtarı aldım. Akşam etüt sırasında bir arkadaşımla o odayı açtım. İçinde ağzı mühürlenmiş kutular ve çuvallar vardı. Mühürleri söktük, bunların içinde bir sürü kitap ve dergi vardı. Bunların yasaklanan kitaplar olduğunu anladık. Neler yoktu ki içlerinde... Nâzım Hikmet, Zekeriya Sertel, Sabahattin Ali’nin kitapları… Osman Yüksek Serdengeçti ve Nihal Adsız’ın dergileri, Sosyalizm ve Sosyal Mücadeleler Tarihi, Kapital… gibi kitaplar. Onlar dolapları kitaplıktaki raflara yerleştirdik artık. Herkes o kitapları okumaya başlamıştı. Nâzım Hikmet’in şiirlerini o zaman okuyup ezberledik. Yön dergisiningazetesinin yayınladığı Kuvayimilliye Destanı’nı ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nı bir gecede bitirdiğimi anımsıyorum.
-1980 öncesi ve sonrası hem ilköğretimde hem de ortaöğretimde görev yapmış bir eğitimci olarak bu iki dönemin karşılaştırmasını yapar mısınız?
-Ben 1963-67 yılları arasında 4 yıl ilkokul öğretmenliği yaptım. Bu konuya yönelik görüşlerimi şöyle değerlendirmek istiyorum:
Geçmişi doğru biçimde değerlendiremeyenler geleceğe sağlam adımla yürüyemez. 1980’den önce 14 yıl çalıştım. Bir o kadar da sonrasında… İnsanlar kendisini ve doğayı daha iyi tanıyıp denetim altına alma çabaları, günümüzde eğitimi anahtar bir kavram haline getirmiştir. Yeni bir yüzyılın ilk basamağındayız. Bence bu yüzyılda eğitimin temel amacı demokrasi insan haklarına saygı ve aydınlanma sürecinin hiç durmadan sürdürülmesidir. Edinilen bilgiler olumlu bir davranışa dönüştürülürse yararlı olur. Kişilikli, eleştirel düşünen, yurt ve dünya sorunlarıyla ilgilenen, sorgulayıcı insanlar yetiştirmek biricik amacımız olmalıdır. Evrensel değerleri kendi kültürümüzün içinde eriterek ulusalcı bir eğitim yapılmalıdır. Çocuklar ve gençler önce kendini, kendi halkını, kendi coğrafyasını tanımalı. Her alanda özgür ve bağımsız olmayan bir ulus, Atatürk’ün deyişiyle diğer ulusların tutsağı olur, düşüncesinden hareket etmeliyiz.
Geçen yıl bir teknik lisede ücretli derse girdim. On beş yıl içerisinde nelerin değiştiğini, nelerin değişmediğini öğrenmek için yapıyordum bunu. Sınıflarda ders yapmak olası değildi. Sınıflar tam bir karmaşa yeri. Cep telefonları elde, kitap, defter hak getire, önden arkaya söz atmalar, konuşmalar argolu. Sınıfın içinde sigara içenlere bile rastlanıyor. Yazılı sınavları yapmak için kahraman olmak gerekiyor. Her şey kopyaya bağlı. Tüm toplumsal değerler aşağıya çekilmiş. Hep bireysel çıkarlar önemli. 12 Eylül’den önceki öğrencilerimi anımsamamak elde değil. Her şeyden önce onların iyi ya da kötü düşünceleri vardı. Dünya sorunlarına yakından ilgi duyarlardı.
-Siz, 1968 kuşağından geliyorsunuz. O günlerde neler oldu? O kuşak neler yaptı?
-68’de neler mi oldu? Birbirine sıçrayan toprak ve üniversite işgalleri… kentlerden kentlere uzun yürüyüşler… Üretici mitingleri… ”Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” derdik. Alanlarda Ortak Pzar’a ve lMF’ye karşı çıkardık. “Kahrolsun Faşizm ve Amerikan Emperyalizmi” derdik. Nâzım Hikmet’ten Ahmet Arif’ten Hasan Hüseyin’den şiirler okurduk salonlarda, toplantılarda. En önemlisi de sokaklar da… Ruhi Su’yu, Masuni Şerif’i, Aşık İhsani’yi ve Zülfü’nün şarkılarını söylerdik. “İşçi köylü aç sefil, Süleyman Demirel başvekil.” derdik. Amerikan büyükelçisi Kommer’in arabaları yakıldı ODTÜ’de. Devrim için ant içtik, sol ellerimizle havayı yumruklayarak. 6. Filo’yu kıble kabul edip toplu namaz kılanlar tarafından öldürüldük. Bugün o işi yapanlar o dönemin gençlik liderlerini övgüyle söz etmektedirler. Nereden nereye… Kimi şeyleri başardık. Kimisi bugüne kaldı. Ölümlerimiz ve yıkımlarımız oldu. Sürüldük, ceza yedik, işkence gördük. Bugün yüreğimizde bir parça ulus, halk, özgürlük ve bağımsızlık sevgisi varsa o geçmişten kalmıştır. Ben kendi adıma o kalıttan memnunluk duyuyorum. Liboşların yaptığı gibi değil. Hatalarımız olmadı mı? Elbette oldu. Bugün o kuşak olmazsa cumhuriyete, özgürlüğe, demokrasiye, insan haklarına, çağdaşlığa nasıl erişecektik?... Atatürk’ün düşüncelerini kimler savunacaktı bugün?.... Herhalde İkinci Cumhuriyetçiler değil. Geçmişi her yönüyle değerlendirmek isteyenler doksan yaşını bir kitabıyla kutlayan Vedat Türkali’nin Yalancı Tanıklar Kahvesi’ni okumalarını salık veririm. Roman, adını bir fıkradan almış. Fıkra şu: Adliye sarayının karşısında Yalancı Tanıklar Kahvesi varmış. Yalancı tanık arayan iş sahibi, gidip biriyle anlaşır, duruşmaya çıkarmış. Adam kahveye girmiş, bakınırken biri sokulmuş hemen, “Yardımcı olabilir miyim? Nedir sorun?” “Bir alacak davası” demiş adam. “Hâlâ vermedi değil mi o namussuz paranızı!” Adam biraz çekinerek, “Para benden isteniyor!” demiş. Hemen yetiştirmiş herif: “Kaç kez vereceksiniz beyefendiciğim, kaç kez vereceksiniz!” Fıkrayı anlatan roman kahramanı felsefeci Nedim Hoca, sözünü şöyle bağlıyor: “Özgürce düşündüğü kurmacasın da bir sürü aydın! Allayıp pulluyorlar gerçek sorumluyu! Çoğu yüreksizliğinden göremiyor aslında. Karşılarına dikilen olmuyor mu? Ne yiğitler çıktı, yıkıldılar! İşler iyice zora vardı şimdi. Bir sürü şaşkın kaldı ortada. Pazarlık uyacak bir gün! Ellerinden düşürmedikleri sol kitapların hepsi rafa kalkacak! Bu çirkef dünyaya ne cici yalanlarla tanıklığa kalkışacaklar görün.” (S.259)
-Uzun yıllar Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yaptınız. Ayrıca Liseler için onaylı Türk Edebiyatı ders kitabı yazdınız. Müfredat ve yetişecek insan üzerindeki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim ?
-Önce bir anımı anlatmak istiyorum. Sayın Vecihi Timuroğlu bir ara Artvin Lisesi’nde müdürlük yaptı. Felsefe ve edebiyat derslerine girdi. O dönem orada okuyan köylülerim vardı. Onların bana anlattıklarından çok yararlandım. “Dersleri klasik yöntemlerin dışında metin incelemesine ağırlık vererek işlerdik. Yazarın iletisinden düşünce üretirdik.” Bu noktadan yola çıkarak Türk Dili ve Edebiyatı derslerin müfredatta belirtilen amacı üzerinde duralım. Programda dersin amacı şöyle özetlenmiştir: “ Edebiyat, Türk Dili ve Kompozisyon öğretim ve eğitiminin temel amacı Anayasamız ve Milli Eğitim Kanunundaki hükümler doğrultusunda milli ve manevi değerlerine sahip hoşgörülü, yurt ve dünya meseleleri karşısında düşünce üretebilen, eleştiri yapabilen vatandaşlar yetiştirmektir”. Yıllar yılı bu amaç hiç değişmedi. Ama değişmeyen bir şey var. O da “ milli ve manevi değerler sahip yurttaşlar” yetiştirip yetiştiremediğimiz… Gençlerimizin bu değerlere ne ölçüde bağlı olduğunu hep birlikte görüyoruz. Ne kadarı kaldı programın öngördüğü kişilikli, güvenli, onurlu, çalışkan, yapıcı ve yaratıcı yurttaşlar… Nerede yurdunu ,ulusunu, insanları, doğayı ve yaşamı seven, iyi niyetli, duyarlı ve insani duygularla bezenmiş sağduyulu öğrenciler!.. Her yönüyle toplum bir değerler karmaşası ile kuşatılmıştır. Önerimiz, çocuklarımıza edebiyatın ne olduğunu kavratmak ve dilimizi sevdirmektir. Edebiyatın insanların zihnini ve yüreğini etkileme gücü vardır. Edebiyat her yönüyle insanı insana anlatır. Bu gücü insanlığın yararına kullanan, insan yüreğinde ve kafasında güzel mutlu bir dünyayı amaçlayanlar okutulmalı, onlar tanınmalı. Çünkü edebiyatçının görevi insanları kafaca ve gönülce daha iyi daha güzele yöneltmek, onlarda tepeden tırnağa insan sevgisi aşılamaktır.
Bir toplumda sanat dallarının tümü gerçekçi olursa, insanı konu ederse, toplumun tüm kesimleri insan için çalışırsa, aydınlanmanın alanı genişler, evrendeki her şeyin temelinde insanın bulunduğunu unutmamalıyız. Günümüzde çocukları ve gençleri sevgisiz yetiştirdiğimiz ortada. Liselerde yaşanan üzücü olayları hep birlikte gördük. Bence bunun için şunlar gerekli:
*Savaşa, kavgaya, saldırganlığa, baskıya, insanın sömürülmesine ve her türlü şiddete karşı duyarlı ve bilinçli bireyler yetiştirmeliyiz.
*Herkese karşı saygılı, hoşgörülü, sevecen, insanları düşüncelerinden ötürü kınamayan insan tipi oluşturmalıyız.
*Akla ve bilime önem veren, Batılı düşüncelere geçerliliği ispatlanmamış yargılara karşı olan bir toplum yaratmalıyız.
*Yenilikten yana, ilerici bir anlayışa sahip kültürlü insan tipi oluşturmalıyız.
*Sürekli yenilenmeyi ve değişimi savunan bir yaşam felsefesi kazandırmalıyız çocuklarımıza.
*Ders kitaplarına alınacak metinler, insanı bireysellikten kurtarıp, doğal ve toplumsal çevremizle kaynaştırıcı doğrultuda olmalıdır.
*Türkçe ve edebiyat kitaplarında doğayı sevdirici, yeşile tutkun, doğayla iç içe olmaktan hoşlanman ve bu duyguları aşılayan metinlere yer verilmeli. Beton duvarlar arasında çiçeklerin açmayacağını, bu tür yaşamaktan sıkıldığımızı, doğa sevgisi azaldıkça birbirimize olan sevgilerin de azalacağına inanmalıyız, anlatmalıyız.
- Şimdiye dek hiç kitabınız çıkmadı, bu konuda neler söylemek istersiniz?
-Basım aşamasına gelmiş olan İki şiir kitabım yayımlanacak. Biri, hece ölçüsüyle yaşılmış şiirlerden oluşacak. Diğerinin adı da belli: “İlkyaz Yaza Karıştı”. Bizim Atabarı dergisinde çıkan yazılarım, bir kitap boyutunda olacak. Sanıyorum onlar “Ürün Yayınları” arasında çıkacak. Damar dergisindeki deneme ve eleştiri yazılarım Kıyı dergisi yayınlarından çıkacak. Bir gerçeği şurada belirtmek istiyorum. Yazı yaşamına çok erken başlayıp şimdiye dek hiç kitap yayımlamayan varsa onlardan birisi de benim.
-Sizi kitaba düşkün birisi olarak tanıyoruz. Son olarak okuduğunuz beş kitabın adını sayabilir misiniz?
-Necati Güngör’ün çocukluk yıllarını, anne babasını ve içinde büyüdüğü kenti anlattığı Annem Babam Malatya tatlı bir kitap. Dokuz yıl, ince yağmurunda ıslandığım, dudakları macun helvalı kızların gezindiği bir kitap daha var. Çiğdem Sezer’in Kalbimin Kuzey Kapısı Trabzon bana geçmişi anımsattı. Necat Bayraktar’ın zorunlu bir göç’ün hüznünü anlattığı Gönül Duvarım’ı buruk bir acıyla okudum. Genç öykücülerden Faruk Duman’ın Sencer ile Yusufçuk’u okuyucuyu çağdaş anlatılardan geleneksel hikâyelere bağlıyor. Son olarak bir şiir kitabı: Öner Ciravoğlu’nun Bitmeyen Yüzyıl. Öner bu kitabını 14 Mart 2009 günü Kadıköy Kitap Fuarı’nda imzalamış bana. Şöyle bir not düşmüş: “Şiirin seçkin anaforuna Trabzon kıyılarında birlikte kapıldığımız günleri anarak…” Öner bu kitabında yüzyılımızın acılarını “68 Kuşağı” kimliğiyle dile getiriyor. Şu anda da elimde, 12 Mart Öyküleri Antolojisi var.
-Sayın Aksakal, size çok teşekkür ederim. Son olarak sormak istediğim, Artvin’den sizde neler kaldı, Artvin’i nasıl görmek istiyorsunuz?
-Ben de sana çok teşekkür ederim.
Artvin kalbimde bir yaradır benim için. Çocukluğum, gençliğim hep oralarda geçti. Çamurları ayaklarıma bulaştı. Yağmurlarında ıslandım, Artvin, Bilbilan’dır benim için Kürdevan’dır. Bilbilan’da koyun güttüm. Düğünlerinde güreş tuttum, horon oynadım, at koşturdum. Bişisini, ketesini, katmerini, gevreğini yedim. Belki ilk çocukluk aşkımı orada tattım. Soğuk kış gecelerinde buzlu yollar üstünde kızak kaydık geceler boyu.
Sonra gurbet derdi, sıla derdi başladı. Herkes dağılıp gitti bir yerlere. Evlerin duvarları, “Gelin dokunun bana, arkanızı verin, çok yalnızım!” diyor. Çayırlar ve bahçeler, “Ne olur gelin, çiçeklerimi koklayın!” diyor. Artık toprakla yüzleşen ölülerimiz, “Yılda bir kez de olsa bana bir çiçek bırakın!” diyor…
Orada geçen yıl, sonsuzluğa uğurladığımız canım anneciğim kaldı! Orada, şimdi gül yüzüne hasret kaldığım sevgili kardeşim Tacettin kaldı! Bu güzel insanların yapmak isteyip te, yapamadıklarını bizler yerine getirmek zorundayız.
Belki bir gün o yerler ve canım Türkiye’m, o güzelim gündüzleri görecek, aydınlık günlere kavuşacak, hak ettiği yere ulaşacaktır...

Sayın Nuri Aksakal’ın şiirlerinden bir örnek:
ÇADIR DAĞI’NDAN GURBETE MEKTUP
1.
Dinla eziz oğlum, bu mektup sana
Selam göndermiştim geçan yaz bana
Yüzün döndür artık bizlardan yana
Bilmam kimdur senin candan kardeşin
Canciğer sevdügün, biricik eşin
Bunca dağ içinda ilk beni seçtin
Yaşın ilarladi altmışi geçtin
Bağrımda küllanmiş yarami deştin
Bavullari kucağlayıp gettiniz
Geridaki yaşlilari nettiniz
Buralardan haber sorarsan eğer
Özlemin içimda bağrıma değer
Yalnuzluh duygusu ne zormuş meğer
Ben derim ki insan gedar ad kalır
Peteklardan ağızda bir tat kaldi
Artuh hedik, kavut yeyilmaz oldi
Yün çorap, şal çoka geyilmaz oldi
İneklar kuridi sağılmaz oldi
Kotiklari, tanalari sevan yoh
Yeduracah neker çala, saman yoh
Bah oğulcan, okulumuz yıhıldi
Bahçasına cevuz, eruk dikildi
Çocuhların cıvıltısı kesildi
Yener beyim na çoh emek etmişti
Her bir derdimuza hemen yetmişti
Kapılar kilitli açan olmadi
Çayırlar dizboyu biçan olmadi
Sıcahlarda çaya kaçan olmadi
Kazım Hoca durmaz türkülar düzar
Kimsasuz kalışım beni çoh üzar
Tuvalın suyundan kimsa içmiyer
Kirkittaştan artık yolcu geçmiyer
Servet Usta pantul, çaket biçmiyer
Geçan gün Pozikin sırtını gezdım
Andır kalsın işlar canımdan bezdım
2
Keklik gibi gezar fidan kızların
Uzahtan uzağa sizi izlarım
Derdim derindadur, yanar sızlarım
Keşke siz sağolun, başka sözüm yoh
Ateş çoğtan söndi, yanar közüm yoh
Bilmam Bursalara naya gettiniz
Gettinizda sanki göga yettiniz
En büyük kötlüği biza ettiniz
Her na istadıysaz fazlasi oldi
Mektubi yazarken gözlarım toldi
Köydan haber istiyersan dinla, gör
Çoği göramiyer birdan oldi kör
Çalmangila düşti bilinmaz bir çör
Segmangilin İsmel atölye kurdi
Kuzine sobayı satışa sürdi
Hono baci yalnuzluğtan çok çekti
Yalnız birkaç kişi tarlayı ekti
Gec da olsa kuru selamın yetti
Sen görmadın tarla çayır yol oldi
Birkaç yılda sulah yerlar çöl oldi
Talan vurdi koni komşi yok oldi
Geçan yıllar zehir oldi, ok oldi
Torunlari görmiyalı çok oldi
Zamanidür napuzari kazmanın
Eşi yoğtur Çonatlarda gezmanın
Karavatta nahır yayulur iken
Tek tek ağıllara tağulur iken
İnek camuş, koyun suğulur iken
Şimdi marketlara taşınur olduh
Hormonli gıdadan kaşınur olduh
Ev bark viran oldi hali haraba
Hızağlar kırıldi çekmaz araba
Na bey, ağa kaldı ne de maraba
Tarla çayır oldi, çayırlar orman
Gözde fer kalmadi, dizlarda derman
Sen bütün bunlari yalan mi sandın
Olup bitanlari talan mı sandın
Toz duman içinda kalan mı sandın
Hani nerda kaldi ötan kuşlarım
Yarım kaldi umutlarım, düşlarım
3
Bağarım bağarım bir yerda yoğsun
Bağrıma saplanmış acı bir oksun
Aç mı geziyersin, belki de toksun
Başım dumanlıdır, ciğer yarali
Bir torunum varmış kaşı karalı
Yazları göçerler mekan tutmiyer
Susmuş zurnaları meylar ötmiyer
Yıldan yıla gelsan azi yetmiyer
Beg dedenın İsmel baş çiftçi oldi
Ekremi sorarsan hep köyda kaldi
Musa Hoca tanalari besliyer
Abbas Usta yolcilari sesliyer
İsmet Usta hepumuzi yansliyer
Kimisi köydadur, kimi şeherda
Diyerlar ki senin çocuhlar nerda
Mor menekşe, lale açanda gelsan
Kekik kokusunu saçanda gelsan
Karagölda turna uçanda gelsan
Gel da umutlarım boşa çığmasın
Kötülük ağacın kimsa dikmmasın
Mektubuma burda son verdım oğul
Hasret bağçasından gül derdim oğul
Özümü yollara ben serdım oğul
Mektup yazulurken mendil ıslandi
Selamlarım birbirina yaslandı.

 

IRMAKLAR BÖLGESİ
 
Kullanıcı adı:
Şifre:
İŞTARSAN BEGANMA :(
 
Reklam
 
YAŞAMA DAİR HERŞEY
 






NELER YAPILABİLİR
 
DOĞA YÜRÜYÜŞÜ , KIŞIN kayak, YAZIN BOL BOL Oksijen ALINIR , ÇAM SAKIZI TOPLAYABİLİRSİNİZ MALİSUKANDA GUSNİYA PINARIN DAN SOĞUK SU İÇEBİLİRSİNİZ . SAMUSHAR Tarihi AHŞAP EVLERİNDE KONAKLAYABİLİRSİNİZ .